İstanbul'un tarihi yarımadasında, yedi tepeden birinde yükselen Beyazıt Yangın Kulesi, şehrin yangın geçmişine tanıklık eden önemli bir yapıdır. 85 metre yüksekliğe sahip kule, Mimar Senekerim Balyan tarafından Batı mimari üslubunda inşa edilmiştir.
Kulenin inşasına giden süreç, 1749'daki Küçükpazar Yangını'nın ardından Ağakapısı Sarayı'nın da zarar görmesiyle başlamıştır. Yangınların erken tespit edilip önlem alınması amacıyla 1774'te ahşap bir yangın kulesi inşa edilmiş, ancak bu kule zamanla yeniden yapılmış ve yıkılmıştır. 1826'daki Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılması sürecinde yıkılan kule yerine, Bâb-ı Seraskerî'nin (günümüzdeki İstanbul Üniversitesi Merkez Kampüsü) avlusuna yeni bir ahşap kule yapılmıştır. Bu kule de kundaklanınca, 1828 yılında bugünkü kâgir yapı inşa edilmiştir.
Beyazıt Yangın Kulesi, nöbet katı, işaret katı ve sancak katı olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Gözetleme mahalli 50 metre yüksekliktedir. Üst yarısı kesilmiş bir piramit biçimindeki kaide üzerinde yükselen kulenin mimari özellikleri dikkat çekicidir. 1849'daki zelzelede hasar gören kulede yapılan onarımlar sonucunda, ahşap külahın yerine sekizgen planlı, kâgir üç kat ve demir parmaklıklar eklenmiştir. 1889'da ise bayrak direği ilave edilmiştir. Kulenin Beyazıt Meydanı'na bakan yüzünde Sultan II. Mahmut tuğralı kitabe bulunmaktadır.
Yıllarca tulumbacılar ve itfaiyeciler tarafından gözlem noktası olarak kullanılan kulede, gündüzleri sarkıtılan sepetler, geceleri ise fenerler aracılığıyla yangınlar duyurulurdu. Şehri sürekli gözetleyen acemi oğlanlarına "köşklü" denirdi ve bu köşklüler 1923 yılına kadar görevlerini sürdürmüşlerdir. Beyazıt Yangın Kulesi, sadece yangınları değil, aynı zamanda Haliç ile Marmara Denizi arasındaki deniz trafiğini de düzenlemiştir. Günümüzde İstanbul'un silüetiyle bütünleşen kule, şehrin tarihi ve kültürel mirasının önemli bir parçası olarak varlığını sürdürmektedir.