Küresel gıda krizi endişeleri, tarımsal üretimin stratejik önemini artırıyor. Bu üretimin merkezinde ise çiftçiler yer alıyor. Muğla Planlama Ajansı (MUPA) Başkanı Tansu Özcan, tarımın gücünün topraktan çok onu işleyen insanlarda olduğunu belirtti. Özcan, "Çiftçi varsa üretim vardır, üretim varsa hayat devam eder. Üreticinin güç kaybettiği bir tarım sistemi sürdürülebilirliğini koruyamaz" uyarısında bulundu.
Özcan, çiftçiyi tarımın köklerine benzeterek, son yıllarda iklim koşulları, kuraklık, artan maliyetler ve su baskısı gibi zorluklara rağmen üretmeye devam eden çiftçilerin büyük bir sorumluluk üstlendiğini vurguladı. TÜİK verilerine göre tahıl üretiminde %12.3, meyve üretiminde %30.9 ve zeytin üretiminde %34.7 düşüş yaşandığına dikkat çekildi. Özcan, çiftçinin tarımın merkezine konulması gerektiğini, üreticiyi destekleyen, suyu ve toprağı koruyan, teknolojiye erişimi artıran ve gençleri kırsalda tutan politikaların önemini dile getirdi.
Çukurova Üniversitesi Tarım Ekonomisi Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Burak Öztornacı da tarımın ulusal güvenlik ve toplumsal refahın omurgası olduğunu hatırlattı. Öztornacı, modern gıda rejiminin tarımı ticari bir faaliyet olarak görme eğiliminde olduğunu ancak gelinen noktada tarıma "kamucu" yaklaşımın bir zorunluluk olduğunu belirtti. Piyasa mekanizmalarının yetersiz kaldığını ve ekolojik denge için kamusal müdahalenin merkezi rol oynaması gerektiğini ifade etti.
Öztornacı, gıda enflasyonunun bedelini en ağır çiftçilerin, özellikle küçük aile işletmelerinin ödediğini tespit etti. Tarımda artan yaş ortalaması ve gençlerin tarımdan uzaklaşmasıyla ciddi bir kuşak krizi riski bulunduğunu söyledi. Çiftçinin üretimden vazgeçmesinin, yerel bilginin ve biyolojik çeşitliliğin de yok olması anlamına geldiğini belirtti.
Mevcut sistemin riskleri çiftçinin omuzlarına yüklediğini ve üreticiyi borç sarmalına ittiğini söyleyen Öztornacı, kamucu bir yaklaşımın çiftçiyi ekosistemin koruyucusu ve gıda arzının garantörü olarak konumlandırması gerektiğini vurguladı. Küçük üreticiyi korumak, kooperatifleşmeyi teşvik etmek ve girdi maliyetlerini sübvanse edecek devlet destekli üretim planlamasının zorunlu olduğunu belirtti. Devletin piyasayı düzenleyici rolünü aktif hale getirerek çiftçinin emeğinin karşılığını hasat öncesinde alabildiği bir sistem inşa etmesinin, gelecek nesillerin sağlıklı gıdaya erişim hakkını güvence altına alacağını ifade etti.